1206 Pars yılında Onon ırmağı menbaında Koko-na’ur boyunda toplanan moğol boyları Timüçin isimli beylerini Çinggis Hakan adıyla Han seçtiler. Bu büyük kurultayda Cengiz Han etrafındaki beyleri çeşitli görevlere atayarak devletinin teşkilat yapısını oluşturudu ve 95 kişiye binbaşılık verdi. Cengiz Han moğolların askeri ‘küren’ sistemini büyük oranda terk ederek belki de annesinin de bağlı oldu türk boylarından tevarüs ettiği onlu sistemle ordusunu oluşturdu. Bu “geniş yüzlü, basık burunlu, çıkık elmacık kemikli, çekik gözlü, kalın dudaklı, seyrek sakallı, sert ve siyah saçlı, çarpık ve kısa bacakları üstünde iri ve ağır vucutlu” moğol orduları bütün Orta Asya’yı Ortadoğu’yu ve Almanya hatta İspanya’ya kadar Avrupa’yı itaatleri altına alacaklardı. Ordusunun büyük çoğunluğu türk olan Han’a karşı sadece küçük çaplı da olsa Celaleddin Harzemşah ve Kıpçak asıllı Mısır Memluk Devleti hükümdarı Baybars karşı koyacaktı. Ama yaklaşık 40 sene önlerinde tek bir güç bile yoktu. Cengiz Han Celaleddin’in peşinde iken attan düşmüş ve büyük ihtimalle bu düşmekten hasıl olan bağırsak zehirlenmesinden 1227 yılında ölmüş idi. Ölmeden çok önce oğulları Cuci, Çağatay, Ögeday ve Tuluy’a Türk-Moğol gelenklerine uyarak ülkenin çeşitli yerlerini fetih amaçlı paylaştırmıştı. Büyük oğlu Cuci Avrupa, Çağatay Isık Göl, Talas bölgeleri, Ögeday İrtiş ve Balkaş’tan Aral’a uzanan bütün toprakları ve Tuluy ise en küçük oğul olarak ‘ocağın’ yönetimini almıştı.
Aktif Haber ‘de Yusuf Gezgin imzasıyla yayınlanan bir yazıyı bir kaç küçük değişiklik ile aşağıya alıyorum..
MSB Bakanı Vecdi Gönül “eğer Ermenileri, Rumları sürmeseydik milli devlet olamazdık” demiş.
Cümleden, Ermenileri ve Rumları sürünce “milli”, “güçlü” bir devlet olduğumuz sonucu anlaşılıyor. Eğer kelle sayısı açışından meseleye yaklaşılırsa, Gönül’ün söylediğinde doğruluk payı var. Zira Türkler tarihte kurduğu büyük devletlerin hiçbirinde bu kadar yoğun Türk nüfusa sahip olmamışlardı.
Anadolu hiçbir dönemde bu oranda bir Türk ve Müslüman nüfusa ulaşmamıştı. Ama aynı zamanda Türkler kurduğu hiçbir devlette bu kadar zayıf ve etkisiz olmamıştı. Türklerin kurduğu pek çok devlette Türkler çoğunluk değildiler, ama yöneticiydiler, etkiliydiler.
Hun devletlerinde, Selçuklularda, Karahanlılarda, Osmanlılarda, Gaznelilerde, Harzemşahlarda vd. bu böyleydi. Hiç birinde Türk ve Müslüman oranı Türkiye Cumhuriyetindeki ağırlıkta değildi. Ama hiç birisinde Türkler, Türkiye cumhuriyetindeki kadar etkisiz, edilgin değildi.
Rene Guenon’u 15 Kasım 1886 da doğduğu Blois (Fransa) şehrinden 7 Ocak 1951 de vefat ettiği Kahire’ye (Mısır) kadar takip etmek, bu yorulmak bilmez dimağın hayatından kesitler sunmak gibi bir şey yapalım istedik. Hayatı hakkında yeterince Türkçe kaynağın olmayışı ve Guenon’un kendisinin hayatı hakkında bilgi vermekte ketum oluşu ve nerede ise son yirmi yılını tam bir inziva hayatı içerisinde geçirmesi etraflı bir yazıya meydan vermiyor. Fakat sanal ortamda Guenon hakkında türkçe fazla bir bilgi bulamadığımızdan dolayı böyle bir işe girişelim dedik. Katolik doğan, ökült ve ezoterik bir çok akımı içerden tanıyan, bir dönem Mason olan ve gerçek masonluğu anlatan kitaplar yazan, hinduizmi araştıran, hinduizmden islama yol bulan ve son yirmi yılını tam olarak islami bir çizgide yaşayan Şeyh Abdulvahid Yahya’dan bahsetmek Avrupa’nın modernlik kültünün yıkılışını da seyretmek olacaktır. Kendinden sonra ismiyle anılacak bir “ekol”un kurucusu kabul edilebilecek ve bir çok kimsenin dolaylı yoldan islamla tanışmasına vesile olmuş, bir çoğununda kendi dinlerinin özünü hakikatini kavramalarını sağlamış biri olan Rene Guenon kimdir?